Gözün gözü sömürdüğü topraklarda ayıp ve kara*/Aslı’nın Arkadaşları/Reyhan Yıldırım

| August 31, 2016

 Gözün gözü sömürdüğü topraklarda ayıp ve kara* / Aslı’nın Arkadaşları / Reyhan Yıldırım

aslierdogan1Aslı Erdoğan’ın tutuklandığını okuduğumda yüreğim sıkıştı. Her şeyi bırakıp balkona çıktım. Dolunay var. Çanakkale’ye derin bir sessizlik hâkim. Mavi aydınlık diye bir şey mümkün. Yarasalar bile efsunlanmış sanki. Her şey, herkes uyuyor, ben hariç. Öfkem beni ayakta tutuyor. Ve şu mavi, öfkemi kristalleştiriyor.

Korkunun aşıldığı bir yer vardır; insanın zayıflıklarını dışarıdan bir bakışla irdeleyebildiği, kendini etik değerlerle yönetebildiği. O noktada savrulmalar biter. Tüm hayat deneyimiyle; nerede, ne zaman, kimin yanında duracağına, bir mücadele verecekse, bunu neyin uğruna, hangi yolla yapacağına nihayet karar verir. Özgür irade! Çabasında mum gibidir. Kendinden erirken, ışığı genişler. Ortam aydınlandıkça ötekini ayırt eder, onunla çoğullaşır; coğrafyalara sıkışmaksızın.

Aslı Erdoğan, zeki, duyarlı, yaşananlara aralıksız kafa yoran, düzenin zaaflarına özgür iradesiyle, sağlığı pahasına direnen bir insandır. Geleceğe kalacak edebiyatçılar içinde anılması boşa değil; çok iyi bir yazardır. Elbette kalemini, edebiyat yapmak, kendini tanımak, sağaltmak kadar, dayatılmış olan gerçeklikle mücadele etmek için de kullanacaktır. Bu nasıl engellenir ki?

Bir Delinin Güncesi’ndeki Beyaz At’ı hatırlatacağım size. Orada şöyle diyordu, yazar: “Sözcükler yarasalar gibi beynimde uçuşuyor. Sağa sola çarparak, kanatlarında yaralar açarak… Gece renklerine bürünüp dışarı fırlıyorlar. Çarem yok, peşlerinden gideceğim.”

Kısacık bir yazıdır Beyaz At ve çok güzeldir. İnsanın, uzakta yakılan bir ağıtı yüreğinde duyabildiğinin kanıtıdır. Ne terör örgütü över ne okurların algısını kendi yararına bir yargıyla böler. Yazar, hissettiğini söyler. Bir beyaz attır işte, yukarıdaki mum gibi, yaşamın tüm yüzlerine bakarak kendini tüketme pahasına koşar. Çünkü çok fazla acı var.

Yazarın bütün kitaplarını okudum. Fakat kendisiyle yalnız bir kez, Darüşşafaka’da, genç Sait Faiklerin ödüllerinin dağıtılacağı törende karşılaştım. Bir yazarın gözünden Sait Faik’i anlatmaya gitmiştim oraya. Ona duygularımdan ve hayranlığımdan söz etmiş miydim acaba? Neden hatırlamıyorum?

En derin kuyu, insanın kendi içinde. En karanlık yer, yine orası. Kim ki iniyor o kuyunun basamaklarını, derhal ayırt ediliyor, bir sanatçı olarak. Sanatçılık nedir zaten? Ancak ifade edildiğinde tamamlanacak olanı keşfetme uğraşı değil mi? Aslı Erdoğan gibi sanatçılar, derinleşebilmek, kendimizle en gerçekçi şekilde yüzleşebilmek cesareti veriyorlar, bize; bilgi ağacının tohumları gibi, kendimizde hayatlar çoğaltmak, kendimize ve insanlığa dokunmak cesareti; elleri hep elimizde.

Bilmem anımsar mısınız, Kırmızı Pelerinli Kent’te, Aslı Erdoğan’ın, Özgür’ün ve Özgür’ü yazan karakterin dramları, yürek burkan bir iç içelikle kurgulanmıştır. Bu kitap, benim gibi yazarı ilk kez okuyan okurlar için tutkulu bir okuma serüveni başlatır.

Metin, bana, Camus’yü hatırlatmıştı. Yazarlarının üçü de, ne zaman tepeye ulaştırılsa aşağıya yuvarlanacağı malum bir kayanın Sisifoslarıydılar. Sözcükler ve yaşam arasında kurulması mümkün köprünün arayışıyla ve denemenin eninde sonunda fark yaratacağı şeklindeki cılız bir umuttan güç alarak itiyorlardı kayayı. ‘Saçma’dan dönmek üzere insan tabiatındaki karanlığı masaya yatırmanın elzem olduğuna inanan uyumsuzlardı, onlar! Mevzilerini belirlemişler ve yazmak zorunda oldukları için yazıyorlardı. Yazmayı maskelere karşı, maskeleri sıyırmanın yolu olarak kavramışlardı. Külliyen ‘günah’! Zaten bilginin bedeli olarak uygulanacak şiddet, yazının değil yaşamın eliyle ulaşacaktı, Aslı Erdoğan’a. Duyarlı ve naif olmanın cezası, maskesiz ve ulaşılabilir olmanın! İşte biliyorsunuz, tutuklanması, okurları ve arkadaşları için bile bir gözdağı olarak kurgulandı.

Dünyanın yıkılışına kaç kez tanık oldu, o. Yine kurar, bizim için de. Lakin ona bu yapılan… Ne ayıp!

Kendi şiddet ortamlarımızda dikilmiş, tutunacak bir el arıyoruz, çoğu zaman. İnsanca! Ben yıllar önce onun elini tuttum, Kırmızı Pelerinli Kent Rio’da. Şimdi sıra onda. İstiyorsa elim onundur.

Bitirelim. Mavi gecede efsunlanan yarasalar, sağa sola uçuşmaya başladılar sonunda. Anlık duraklamalardan dahi pişmanız. İnsanız, sever ya da sevmeyiz, ama kimseyi bile isteye acıtmayız. Bu yüzden var edebiyat, Aslı Erdoğan’ınki de, kötülükleri sona erdirmek için.

O yine yazacak, biz de okuyacağız. Birebir aynı şeyleri düşünmesek bile, onunla diyalektik ilişkimizde, çok inanıyorum ki, eskisinden iyi insanlar olacağız.

Diren Aslı! Şairin sözünü ettiği ayıp ve karayı silip dünyayı daha yaşanılır kılmayı başaracağız. Dostlukla.

* Hasan Hüseyin Korkmazgil, Kızılırmak

kaynak: www.kulturservisi.com

Category: Deneme, Köşe Yazıları, Köşe Yazıları, Toplum, Yazın

Comments are closed.