CORONA DE INVIERNO PARA NÂZIM HİKMET / Pablo Neruda

| February 23, 2015 | 0 Comments

 

Por qué te has muerto Nâzim? Y ahora que haremos sin tus cantos? Dónde encontraremos
/ la fuente? Dónde estará tu gran sonrisa, esperándonos?
Qué vamos a hacer sin tu postura, sin tu ternura inflexible?
Dónde
encontrar otros ojos que como los tuyos contengan el fuego y el agua
de la verdad que exige, de lo congoja que llora y de la alegría valiente?
Hermano, me enseñaste tantas cosas que si las deshojara
en el amrgo viento del mar, a manos llenas,
tal vez se irían y caerían como la nieve allá lejos,
en la ierra que escogiste en la vida, que ahora te acoge
también en la muerte.
Un ramo de crisantemos del invierno de Chile,
la luna fría del mes de junio de los Mares del Sur
y algo más: el combate de los pueblos, del mío,
y el redoble apagado de un tambor de luto en tu patria.
Hermano mío, soldado, qué sola es la tierra
para mí desde ahora
sin tu rostro que florecía como un cerezo
de oro,
sin tu amistad que fue pan de mi boca,
agua de mi sed, fuerza para mi sangre!
De tus prisiones que fueron como pozos sombríos,
pozos de la crueldad, del error y del dolor
te vi llegar y aceché en tus manos la huella
del castigo, en tus ojos busqué la espina del odio,
pero lo que traías era tu corazón radiante,
tu corazón herido sólo traía luz.
Y ahora?, me pregunto. Déjame ver, pensar,
imaginar el mundo sin la flor que le dabas.
Imaginar la lucha sin que tú me demuestres
la claridad del pueblo y el honor del poeta.
Gracias por lo que fuiste y por el fuego
que tu canción dejó para siempre encendido”


WINTER’S CROWN FOR NÂZIM HİKMET / Pablo Neruda

translated from spanish by : Susan Drucker-Brown

Why have you died Nâzım? And now
What will we do without your songs?
Where will we find the source?
Where will your great smile be waiting for us?
What will we do without your stance.
Without your inflexible renderness?
Where will we find eyes like yours
Containing the fire and the water
Of demanding truth, weeping compassion and courageous joy?
Brother, you taught me so many things
That were I to take them apart they might vanish and feel like
Snow, far away there in the land you chose while living
Which now also holds you in death.
A spray of Chilean winter chrysanthemums
The cold moon of the South Seas month of June
And something else: the peoples combat in my country
And in yours the muted beat of a drum in mourning.
My Brother, soldier, how lonely now is the earth for me
Without your face blooming like a golden cherry
Without your friendship which was the bread I ate, the water
that quenched my thirst and the energy of my blood.
I saw you arrive from prisons that were like sombre wells
Wells of cruelty, of error and pain.
I caught the traces of punishment in your hands and I searched
your eyes for the poison of hatred
But your heart was radiant
Your wounded heart carried only light.
And now? I ask myself, Let me see think
Imagine the world without the flower you gave me
Imagine the battle without you to show me
The people’s clarity and the poet’s honour
Thanks for what you were and for the fire
Your song left forever burning.
NÂZIM’A BİR GÜZ ÇELENGİ

Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU

Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız şimdi
Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar bulabilecek miyiz bir daha?
Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun ne yapacağız?
Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı, ateşle suyun birleştiği
Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?
Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler kazandırdın bana
Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları
Bulutlar gibi yaprak gibi uçarlar
Düşerlerdi orada, uzakta,
Yaşarken kendine seçtiğin
Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa

Sana Şili’nin kış krizantemlerinden bir demet sunuyorum
Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üstünde parıldayan
Halkların kavgasını ve kavgamı benim
Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan…

Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da yalnızım sensiz
Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen yüzünden yoksun
Dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
Rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan.

Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
Kuyu gibi kapkara zindanlardan
Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
Ellerinde izi vardı eziyetlerin
Hınç oklarını aradım gözlerinde
Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
Yaralar ve ışıklar içinde

Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlar
Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya.
Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,
Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?
Teşekkürler, böyle olduğun için! Teşekkürler o ateş için
Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.

 

Please follow and like us:

Category: Rengarenk Şiir, Şiir, Yazın

Leave a Reply