Neresi sıla bize, neresi gurbet : Murathan Mungan / Mehmet Said AYDIN

| February 5, 2016

soylesi_mm.jpg-620x350“21 Nisan 1955 yılında, İstanbul’da, Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi’nde doğdu. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları, memleketi olan Mardin’de geçti. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Aynı bölümde ‘master’ yaptı. (…) Uzun bir süredir serbest yazar olarak çalışıyor.”

Müstesna bir kitap çıkmıştı 1996 yılında, alıntı da oradan, “Özyaşam Öyküsü” kısmından. Künyesinden alıntılıyorum: “[Murathan ‘95] İlk ve Tek Basım: Mayıs 1996 (On bin adet basılmıştır ve kitabın özel niteliği göz önünde tutularak tekrar basımı yapılmayacaktır.)”

“Bu kitap nedir?” kısmında yazar konuşuyor: “[B]ir tür derleme ya da seçmeler kitabı; bir ‘retrospektif’, ya da bir albüm kitap, diye adlandırılabilir. Bana göre ise, okurun huzurunda kırk yaşıma küçük bir saygı duruşu… Profesyonel yazar olmaya karar vermiş biri olarak, ilk imzalı yazısını, yirmi yıl önce, yirmi yaşındayken yayımlamış birinin, üstelik yirminci kitabı olarak buna hakkı olduğunu düşünüyorum.”

Doğru saydıysam eğer, özel basımlar ve edisyon kitaplar dâhil 77 kitabı var Murathan Mungan’ın. Oyun, şiir, öykü, roman, senaryo, radyo tiyatrosu, deneme, edisyon…

Başka bir yazar üzerine söylense, beylik bir söz gibi okunur, “Yazar, hayatını da bir edebî eser haline getirmiş,” cümlesi. İlhan Berk’ten mealen alıntılarsam, “dünya bir kitaptı ve ben onu okudum” diyen bir yazar Mungan. Kitaplarla nesne olarak da ilgilendi ömrü boyunca: Murathan ’95 belki Türkiye’de daha önce hiç denenmemiş bir şeydi. Kapağından kâğıdına, görselliğinden okuyucuya sunumuna kadar birçok detayı, sanki “kendiliğinden” gibi kurgulayan bir yazarla karşı karşıya olduğumuz sır değil.

harita-method-defteri

Harita Metod Defteri, Murathan Mungan, Metis Kitap

Herkesin bir Murathan Mungan’ı var, bir de herkesin “bir Murathan Mungan kitabı.” “Benim kitabım” doğrusu Yaz Geçer; bu yazıyı yazdığım esnada Mungan, Instagram hesabından şunu yazdı kitabın Pınar Kazma imzalı yeni kapaklı fotoğrafını koyup: “1992’den bu yana bir şiir kitabına kolay nasip olmayacak hiç eksilmeyen okur ilgisi: Ocak 2016’da 21. baskı. Pınar Kazma’nın yeni kapak düzeniyle. Sağ olun, var olalım.” Bir de Paranın Cinleri var “benim kitabım” kategorisinde; ki, bu yazının sebebi olan Harita Metod Defteri ile Paranın Cinleri’nin birbiriyle epey alakası var. Önce Paranın Cinleri vardı.

Paranın Cinleri

Bağlı olduğu ilden daha büyük ilçeler vardır. Bu ilçeler genelde, mahcubiyet ve örtük bir kibir taşırlar. Mahcubiyet, çünkü il değildir, eninde sonunda bağlı oldukları yerle anılırlar. Kibir, çünkü o ilden daha vurgulu olduklarını bilirler. Kızıltepe de öyle; Mardin –bilhassa turistik bağlamda– görünür olmaya başladığında Kızıltepeliler biraz üzülmüş olabilirler. Mübalağa ederek söylüyorum elbette ama bir Kızıltepeli olarak, “Mardin merkez”i hiçbir zaman çok sevemedim. İçinde kan davasına benzer kadim kavgalar, çocukluğumdan kalma kimi dövüşmeler, Kürtlük Araplık gerilimi gibi binyıllık meseleler var. Zamanla, uzaktan insanlar gelip gittikçe, ben o uzaklara gidip geldikçe anladım ki Mardin müstesna bir yer. Kimileyin çocukluğumuz, hakikaten “çocukluk etmek”teki çocukluktur. Benim Mardin’le çocukluk temasım da öyle biraz.

Uzaklardan gelen insanların birçoğu, aynı kitaptan söz ederdi: Paranın Cinleri (1997). Okuduktan sonra akılda kalmaması mümkün olmayan o cümle: “Çocukken bir geyiğe tutulmuşum.”

Paranın Cinleri’nin ortaya çıkış öyküsünü Murathan ‘95’ten öğreniyoruz: Almanya’da yayımlanan GEO dergisi 1988 yazında yazardan “Türkiye Özel Sayısı” için memleketi Mardin’i kişisel öyküsü aracılığıyla anlatmasını ister. Daha önce bu konunun dolaylarında gezinen üç yazıyı mevcut yazının harcına katar ve “Paranın Cinleri” yazısı ortaya çıkar. Yazı GEO’da yayımlanmaz, Mungan da çok sonra, 1990’da dönemin mühim dergisi Argos’ta yayımlatır. Ve yazı çok beğenilir, çok konuşulur, adeta yeni bir kitapmış gibi tepki görür. Bunun üstüne kitap fikri olgunlaşır ve Paranın Cinleri böylece ortaya çıkar.

“Mardin, benim için sızılı çağrışım”

“Mardin’i dillendirmek için çocukluğumdan beri çok sancı çektim” diyor Mungan “Paranın Cinleri” yazısının bir yerinde. Hemen öncesinde de şunu demişti: “Mardin, benim için sızılı çağrışım.” Mardin’i bu kitabın etkisiyle gezen, gezdiği her yerde (zannedildiği kadar büyük bir alan kaplamaz Mardin’in tarihî bölümünün konuşlandığı tepe ve eteği) bu kitapta anlatılanları arayan insanlar, kulaktan kulağa birbirine çok söz etti Paranın Cinleri’nden. Ben de, bahsini ettiğim önyargıyı bir kenara bırakarak, epey sonra, Mungan’ın esas olarak şairliğiyle ilgilendikten ve şiirlerini okuduktan sonra dönüp baktım. O günden beri Mardin, benim için de biraz Paranın Cinleri’nin Mardin’idir.

Harita Metod Defteri’nin anlatıcısı, Paranın Cinleri’nin anlatıcısına göre nispeten konforludur. Anlatılan hayatın kendisidir, beşerin hafızası zaten nisyan ile maluldür ama ilk anlatıcının “sızısı” biraz daha ferahlamıştır. Bu iki kitap arasına girebilecek belki de en büyük kelime, “affetmek” olabilir. Harita Metod Defteri’nin “Niyet” kısmından alıntılıyorum: “Aslında herkes için gerekli olsa da kimse için çok kolay değildir yakınlarını affetmek; yıllar alır.”

Yaralı Bilinç

Daryush Shayegan, geleneksel toplumlarla “Batı” arasındaki yarığı incelediği ve alt başlığında “kültürel şizofreni” dediği kitabı Yaralı Bilinç’in hemen girişinde “Biz periferi insanları, farklı bilgi blokları arasındaki çelişkilerin zamanında yaşıyoruz,” der. Shayegan esas olarak İslami-İrani dünyadaki kişisel deneyimden hareket eder ama kitabın ve meselesinin menzilinin yalnızca o dünyayla sınırlı olmadığını ve zihinsel yapıları hâlâ (büyük harfle) Geleneğe bağlı olan ve modernliği sindirmekte güçlük çeken uygarlıkların çoğunu ilgilendirdiğini tespit eder. Doğrudur, bu bağlamıyla içine kendimi de katacağım bir çatlağın derinlemesine teşhire muhtaç olduğu su götürmez. Shayegan devam eder: “Günümüzdeki kritik aşamasında, [kitap 1989’da Paris’te yayımlanır ilk olarak] bu deneyin gerçek kapsamı, Batı bilincinin gözünden büyük ölçüde kaçmaktadır. Zira aslına bakılırsa, Batı’nın sorunu değildir bu. Bu deneyin gerçek kapsamı ancak, bedelini mutsuz bilinçleriyle ödeyenler tarafından belirginleştirilebilir.”

Harita Metod Defteri’nde izi biraz silikleşecek “Batılı bir Mardinli” olma bahsiyle Shayegan’ın sözünü ettiği yaralı bilinç, çatlamış hafıza, kusurlu temsil arasında örtüşmeler var. Başlığı “Paranın Cinleri” olan o metne dönelim. “Mardin, benim tutku derecesinde sevdiğim bir şehir. Orada hep yabancı oldum. Hep öteki kişi. Oranın o kadar yerlisiydim ki, bu ‘asri zamanlar’da yabancı kalıyordum. Yıllar sonra bir arkadaşım bana: ‘Sen Batılı bir Mardinlisin,’ dediğinde çocuklar gibi sevinmiştim. Bu, benim gözümde iki dünyayı, doğuyla, batıyı birleştirmek, iki uygarlıktan bir üslup yaratmaktı.” İnsan doğduğu yeri, büyüdüğü yeri, memleketini, uzun süre yaşadığı yahut yaşayacağı yeri tutkuyla sevmeyebilir; Paranın Cinleri’nin ilk nüvesinin bir Almanya dergisine yazılmış olması ve “tercüme edileceği” bilgisiyle kaleme alınmış olması aslında Mungan’ın, çocukluğunu anlatırkenki bağlamını tarif etmiş gibidir. Bu hem bir özgürlük yaratır hem de hudutlar. Paranın Cinleri’nin anlatıcısının daha dışa dönük, şahsi meseleleri daha az kurcalayan, Mardin’den bir masal kenti yaratan bir anlatıcı olmasının bununla ilgisi olduğunu düşünüyorum Harita Metod Defteri’ne bakarken. Batılı bir Mardinli olmaktan sevinç çıkarılmasının, doğu ile batıyı birleştiren bir üslup yaratma hevesinin ve iddiasının temellerinde de bir “yaralı bilinç”in kımıldadığını görmek güç değil.

“Hakikati bulma ümidi”

Harita Metod Defteri’nin “niyet” kısmında “hakikat bulma ümidi” diyor Mungan. “Yazarak çocukluğumuza dönme isteğinde, orada yıllar yılı bizden saklanmış bir hakikati bulma ümidi vardır, sanki o hakikati bulmak ömrümüzün geri kalanını daha kolay yaşamamızı sağlayacak, bizim için hayatı ve kendimizi anlamayı kolaylaştıracaktır.” Yazarlığın olmazsa olmaz kurallarından birinin, Frenkçede “insight” diye kavramlaşan şey olduğunu düşünüyorum. Bir içgörü, bir seziş, bir feraset. Hatta mübalağa ile bir adım öteye götürüyorum; Bakur’un bir yerinde, bir gerilla “sezgi”den söz eder. Dağlarda güç koşullarda nasıl yaşandığından, yol yön bulma hallerinden, yer değiştirmekten ve koşullara göre hareket etmekten söz eder ve sonunda “Aslında bu anlatılabilir bir şey değildir. Sezgidir ve çoğunlukla kendiliğinden edinilir,” der. Yazarlık da biraz böyle olmalı: “Evet, ben bunu yaşamıştım ama cümlesini bilmiyordum, o cümleyi bu dile getirememiştim.”

Harita Metod Defteri’nin bir tarafı da, zaman karmaşası. Ama bile isteye yapılmış gibi duruyor: Geniş zamanla başlayan, geçmiş zamana dönen, çoğunlukla öğrenilen geçmiş zaman kipine başvurulan, aralarda şimdiki zamanı da imdada çağıran bir biçim. Bu da bana, Vişnenin Cinsiyeti’nde okuduğum kısacık emsali anımsatıyor. Bir Kızılderili kabilesi olan Hopi’lerin bizimki kadar incelikli bir dili var, ama geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman ayrımları yok.

Yazar, burada “hatırlıyor”

Kitabın şüphesiz baskın fiili “hatırlamak”. Mungan, Paranın Cinleri’yle başladığı hatırlamayı burada, “affederek” ve daha etraflı hatırlayarak, fotoğrafları da ihmal etmeyerek sürdürüyor. Yaralı bilincin çatlağı hepimizin zihninde açılmaya, uzamaya devam ediyor. Mardin, hem sıladır hem gurbet şimdi. Çoğumuza.

 

kaynak: t24.com.tr

Please follow and like us:

Category: Deneme, Yazın

Comments are closed.