‘Bahar ülkesi’nden bize bakıyorlar* / Sevda AYDIN

| September 27, 2016

Şivan, Hamo ve Abuzer’in Ankara’ya yola çıkışlarının ilk karelerinden biri. Yaman Okay, Tuncel Kurtiz ve Tarık Akan… Tek tek ayrıldılar aramızdan.

 

Sürü filminin en duygusal sahnelerinden biri yandaki fotoğraf. Yılmaz Güney’in yazdığı, Zeki Ökten’in yönetmenliğini üstlendiği Sürü’nün setinden çıkan bu fotoğrafın çekilmesinden yıllar sonra tek tek ayrıldılar aramızdan Yaman Okay, Tuncel Kurtiz ve Tarık Akan…

#”Ölümü gömdüm, geliyorum.

Bir sonbahar günüydü, geliyorum.

Güneşler buz gibiydi, geliyorum.

Ve bütün kötülükler.

Ölümün armaları gibiydi.

Size anlatırım, geliyorum.”

Tuncel Kurtiz’in bir ölüm sahnesinde okuduğu gibi üçü de bir sonbahar günü ayrıldılar aramızdan.

Bugün 2013’de kaybettiğimiz Tuncel Kurtiz’in anısına bu fotoğrafla Sürü’yü ve fotoğraftaki unutulmaz sanatçıları analım istedik.

Sahnedeki diyaloğu filmi izleyenler hemen hatırlayacaktır. Koyunlarını trenle Ankara’daki alıcıya götüren Veysikanlar yol bayoyunca kandırılır, ellerindeki koyunlardan faydalanmak isteyenlerden, koyunları yüksek ücretlere taşıyan şirketin sömürüsüne maruz kalırlar. Sahne tam da bu sömürüyü anlatıyor. Şivan (Tarık Akan), Hamo (Tuncel Kurtiz) ve Abuzer (Yaman Okay), kendilerini kandırmak isteyen makinistleri konuşuyorlar aralarında.

Hayvancılığın ölmek üzere olduğu memlekette elindeki tek bir hayvanın ederine bile ihtiyacı olan Hamo onlarca hayvanını telef eden makinistte hiddetlenir;
“-Allah vekil bu makinistler mahsus yapmışlardır.
-Mahsus değil, istedikleri kadar kavurmalık koyun alamadıkları için
-Bunların yüreklerinde şuncacık insanlık kalmamıştır. Millet soyguncu, vurguncu kesilmiştir. Biz eskiden eşkiyaları dağda bilirdik. Şimdi düzdekiler eşkiyaların piri olmuşlar.”

Veysikanlar ile Halilanlar aşiretleri yıllardır aralarında süren husumeti bitirmek için Şivan ve Berivan’ının evlendirirler. Temelli bir barışı sürdürmek isteyen ailelerin arası doğumdan hemen sonra bebekleri bir bir ölen Berivan’ın lâl olmasıyla eski haline döner. Şivan’ın babası Hamo Berivan’ın uğursuz olduğunu düşünür, her fırsatta bunu dillendirir. Bu çıkmazın içindeki Şivan ve Berivan ise aileler ne derse desin kaçıp kurtulmak, Berivan’ı tedavi ettirmek isterler. Gitmektir tek çareleri.

Filmin yol hikayesi bu kaçış isteği ve ölen hayvancılıktan zarar eden köylünün sürüsünü kentteki alıcıya götürme kararıyla kesişir. Tarım makinelerinin bölgeye gelmesi yöredeki hayvancılığı da öldürür. Yeni ekonomik düzenin bu topraklara ulaşması filmde böylece ifade bulur.

Tüm dünyada ilgi gören filmde ihtiyar aşiret reisi Hamo rolündeki Tuncel Kurtiz’in koyun sürüsüyle Ankara’ya girişi ve tek başına kalınca caddelerdeki insan seli arasında oğullarını arayışı unutulmaz güzellikteki sahnelerden biri.

KURTİZ: UMUT VE SÜRÜ BENİM İKİ KANADIM

 umut kurtiz guney

“Sürü gerçekten benim için hayatımın en önemli rollerinden bir tanesidir. O rol sayesinde ben Peter Brook ile çalıştım. Yılmaz bana iki tane kanat taktı. Kanatlardan birisi Umut, birisi de Sürü’ydü.”

Yılmaz Güney sinemasından etkilenmiş bu üç isim, onun filmlerinde verdikleri özverileri, yaşadıkları zorlukları ama bütün bunlara rağmen o filmlerde yer almak isteyişlerini defalarca anlattılar.

Tuncel Kurtiz filme dair düşünelerini şöyle ifade etmişti; “Sürü gerçekten benim için hayatımın en önemli rollerinden bir tanesidir. O rol sayesinde ben Peter Brook ile çalıştım. Yılmaz bana iki tane kanat taktı. Kanatlardan birisi Umut, birisi de Sürü’ydü.”

Peter Brook, Sürü’yü seyrettikten sonra “Bu adam oyuncu mu, yoksa oradan gerçek bir köylü mü, oyuncu olduğuna inanamıyorum” dediğinde yanında bulunan eski oyuncusu Miriam Goldschmidt “O bir oyuncu, benim de arkadaşım Berlin’den, çok da iyi İngilizce konuşur” deyince, benimle tanışmaya karar vermiş ve menajerimle temasa geçmiş.

Yine Sürü ile katıldığım Tel Aviv Film Festivali’nde film büyük sükse yapınca, İsrail’den iki rejisörden teklif aldım ve bu filmlerden biri olan Kuzunun Gülümseyişi ile Berlin’de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldım. Sürü benim için ulaşılması zor bir noktadır. Bütün ekiple, Tarık’la, Melike’yle (Demirağ), Yaman Okay’la, diğer oyuncu ve tüm teknik ekiple zoru başarmanın sevincini paylaştık. Güzel dostluklar kaldı geriye.

sürü akan melike kurtiz

“Bütün ekiple, Tarık’la, Melike’yle (Demirağ), Yaman Okay’la, diğer oyuncu ve tüm teknik ekiple zoru başarmanın sevincini paylaştık. Güzel dostluklar kaldı geriye.” Tuncel Kurtiz

Kurtiz’in ilk sinema filmi 1964’te Orhan Günşıray’ın yönettiği ‘Şeytanın Uşakları’ olarak geçiyor sayfalarda. Sinemadan hiç kopmayışına ise Yılmaz Güney’in vesile olduğunu söylüyor röportajlarında. Üniversiteden beri arkadaşı olan Güney, Kurtiz’e film çevirmeye devam etmesinde ısrarcı olur. 1967’ye kadar 30 filmde rol alan Kurtiz, Yılmaz Güney’in senaryosunu yazıp başrolünü oynadığı ‘Konyakçı’, ‘Krallar Kralı’ gibi filmlerde rol alır. Vedat Türkali’nin yazıp yönettiği ‘Sokakta Kan Vardı’da da yine Yılmaz Güney’le beraber kamera karşısına geçer.

1966 yapımı ‘At, Avrat, Silah’ta ilk kez Yılmaz Güney tarafından yönetilen Kurtiz, efsane sinemacıyla beraber 1970’te ‘Umut’u çeker ve Türkiye sinema tarihinin köşetaşlarından biri ortaya çıkar. Kurtiz, filmin çekim hikâyesini şöyle anlatmıştı: “Yılmaz bana Umut’u yapıyoruz gel’ dedi. Yedek subayım o zaman. Umut’u çekebilmek için çok samimi bir doktor arkadaşım, sen zaten delisin diyerek bana rapor aldı. 15 gün yattım ve 15 gün boyunca beni tedavi etti. Filmi bitirdik ve tayinimi Kuştepe’ye yaptılar. Terhis olduğumda filmi de bitirdik. Umut, babasının hikâyesiydi. Babası evlerinin temellerine kadar kazmış define arıyor.”

‘DOĞACAK GÜNEŞİ GÖRÜYORUZ’…

Bir nevi kişisel manifestosuydu her sorulduğunda neden komünist olduğuna dair söyledikleri. “İnsana yakışır olduğundan hâlâ komünistim,” demişti

Devrim Büyükacaroğlu ile yaptığı söyleşisinde. “Başka bir çare göremiyorum ki. Kapitalizmin ve emperyalizmin dünyaya yaptığı kötülük, iğrençtir. Komünizm beklenmedik bir şekilde Rusya’da ortaya çıktı, çok geri bir toplumun atağıydı. 100 sene bile sürmeyen bir macera yaşandı. Çocuktu, bebekti daha sosyalizm… Adımını yeni attı ve her taraftan baltaladılar. Şili’de adımını attı, sarayı bombalayıp Allende’yi öldürdüler. Bizde bir adım atıldı; bir, iki, üç darbe… Hepsi de Amerika’nın oyunuyla olmuştur. Ben komünizmle dünyanın bir bahçe hâline gelebileceğine inanıyorum. İnsana yakışır bir şey olduğundan hâlâ komünistim diyorum. Marşımızda dediğimiz gibi, ‘Biz bu karanlık yolun sonunda doğacak güneşi görüyoruz’ çünkü…” (Evrensel Gazetesi-11 Kasım 2011)

TARIK AKAN: TUNCEL KURTİZ USTAM, DOSTUM…

Yıllar sonra Yol filmiyle yine Yılmaz Güney filminde oynayacak olan Tarık Akan, Sürü’de oynaması istendiğinde ilk duygularının neler olduğunu şöyle açıklamıştı;

“1976 yılında Sürü filmini çekerken ‘Filmde Tuncel Kurtiz de oynuyor’ dediler elim ayağım birbirine karıştı. İsveç Kraliyet Tiyatrosu’nda oyuncu, Yılmaz Güney’in en samimi arkadaşı, Umut gibi güzel bir filmde oynamış, 70’lerde yurtdışına gitmiş politik bir insan Tuncel Kurtiz… Ben ise o zamanlar yeni dönüşler yapıyorum ve ilk kez Sürü gibi bir filmde oynayacağım. Kendi kendime ‘Tuncel Kurtiz gibi büyük bir oyuncuyla nasıl baş edeceğim? Birlikte nasıl oynayacağım’ diye düşünmeye başladım. Açık söyleyeyim günlerce ve haftalarca ne yapacağımı düşündüm, formüller ve yollar buldum. Sonradan bunu Tuncel’e anlattım yerlere yattı gülmekten. Şimdi çok samimi dostum, ustam, çok severim.”

 

OKAY VE KURTİZ’E AYNI YIL ALTIN PORTAKAL VERİLDİ

tumblr_nhid4qkbvp1sp9w6so3_1280Fotoğrafın üçüncü kahramanı Yaman Okay’ın sinemada ilk filmi idi Sürü. Uzun yıllar tiyatro yapan Okay’ın, erken yaşta aramızdan ayrılmasına rağmen filmografisinde onlarca film yer aldı. Okay’ın Tuncel Kurtiz’le yolculukları Sürü’den sonra da devam etti. Erden Kıral’ın yönetmenliğini yaptığı 1979 yapımı Bereketli Topraklar Üzerinde’de Kurtiz ve Okay başrollerde yan yanaydılar.

1981’de 18. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Bereketli Topraklar Üzerinde filmindeki rolüyle, En başarılı yardımcı erkek oyuncu ödülünü kazanan Okay olurken aynı sahneye ödül almak için çıkan biri daha vardı; Tuncel Kurtiz. Kurtiz 1981 Antalya Altın Portakal Film Festivalinde en iyi senaryo ödülünü Nurettin Sezer ile birlikte kaleme aldığı Gül Hasan filminin senaryosuyla kazanmıştı.

‘SÜRÜ KÜRTÇE OLSAYDI OYUNCULAR CEZAEVİNE GÖNDERİLİRDİ’

Destansı bir hikâyeyle, toplumsal gerçekçi bir tablo çizen Sürü, çekildiği tarihten bu yana Türkiye sinemasında edindiği yer kadar Yılmaz Güney’in, Ökten’in ve filmin oyuncularının da kariyerinde önemli bir yer tuttu.

Yılmaz Güney Paris’te bir gazetecini sorduğu “Şöyle bir geriye baktığınızda Sürü ve Yol filminizi nasıl görüyorsunuz?” sorusuna şu cevabı verir; Bütün yönetmenlik yaşamım boyunca düşüncelerimi belirtmek için sürekli olarak dolaylı araçlar kullandım ve çok açıkça itiraf etmeliyim ki bugüne kadarki çalışmalarımda istediğim her şeyi ifade edemedim, filmlerimin özü veya tarzı anlamında. Bu çalışmalarımdaki egemen olan uzlaşmadır. Sürü filmi aslında Kürt halkının tarihidir ama filmde Kürt dilini bile kullanamadım; eğer Kürtçe’yi kullansaydık filmde rol alan herkes cezaevine gönderilirdi. Yol filminde ise odakta olan Diyarbakır, Urfa ve Siirt’ti. Müzik aracılığıyla Kürt atmosferi yaratmaya çalıştım. Film Almanya’da seslendirilmiş olsa bile Yol’u Kürtçe yapmayı başaramadım.

YILMAZ GÜNEY EDEBİYATINI VE SİNEMASINI İÇ İÇE GEÇİRDİ

Image result for yilmaz guney

Rekin Teksoy, Yılmaz Güney´in önemini “dünya görüşü ile sinema sanatını iç içe geçirmesinde, senaryolarını da yazdığı filmlerinde sosyalist dünya görüşünden yola çıkan bir gerçekçilik anlayışını benimsemesinde” görmüştü.

Ulus Baker “Şok ve Beyin: Yılmaz Güney Sineması Üzerine” makalesinde Güney’in Türkiye sinemasında evrensel bir yeniliğin tek örneği olduğunu söyler; “Yılmaz Güney, her durumda başlangıçta Muhsin Ertuğrul’a teslim edilip her türden özgün imaj arayışı ve deneyi engellenen Türkiye sinemasında evrensel bir yeniliğin tek örneğiydi.”

Onat Kutlar ise “Yılmaz Güney’in sinemamız bakımından en önemli özelliğinin edebiyaçı kimliğiyle sinemacı kimiliğini birleştirmesindedir” diyor. “Yılmaz’ın yönettiği filmlerdeki diyaloglarda olağanüstü bir yalınlık ve aynı zamanda insanı rahatsız etmeyen bir düzey görürsünüz. Halktan insanları konuşturduğu yerlerde bile çok dikkatlidir o üslubu doğru kurmakta. Sinematek ve çevresindeki sinemacılar açısından da Yılmaz’ın toplumsal meseleleri anlatan filmlerini takip etmek sevindirici olmuştu.”
Sürü, 35. İstanbul Film Festivali “Türk Klasikleri Yeniden” kapsamında restore edidi ve Tuncel Kurtiz’in 80. doğum yılı olan 2016’da, yapımından 38 yıl sonra yeniden beyazperdede izleyiciyle buluştu. Türkiye Sinemasının en muazzam filmerinden biri olan Sürü’yü bu niteliğe taşıyan üç kıymetli oyuncu, bir sonbahar ülkesinden çıkıp “bahar ülkesine”nde yeniden birlikteler. Hafızalarımızda filmleri, yoldaşlıkları, arkadaşlıkları, şiirleri ve şarkılarıyla taptaze kalacaklar.

*Tuncel Kurtiz 18 Kasım 2012 tarihinde Cumhuriyet’te yayınlanan söyleşisinde “Siz nasıl hatırlanmak istersiniz?” sorusuna,

“Hiç umrumda değil, ne derlerse desinler… Bakın en çabuk Türkiye’de gömerler ölüyü. Ben ölüme inanmıyorum. Belki bahar ülkesine açılan kapıdır, ölüm. Hepimiz bu kapıdan geçeceğiz. Nedir ki bu dünya? Daha bunu yanıtlayamıyoruz ki, ölümün yok oluş olduğunu nereden bileceğiz?”

diyerek cevap vermişti.

#Ben Ruhi Bey Nasılım, Edip Cansever’in aynı adlı ırmak şiir’lerinden yola çıkarak, seyirlik oyun haline getirilmiş şeklidir.

kaynak: www.evrensel.net

 

Tags:

Category: Köşe Yazıları, Köşe Yazıları, Sinema, Sinema, Yazın

Comments are closed.